İç Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri olan Konya, binlerce yıllık geçmişi, Selçuklu mirası ve Mevlana kültürüyle Türkiye’nin önemli tarih ve kültür merkezlerinden biridir. Şehir, geniş yüzölçümü ve farklı dönemlere ait eserleri sayesinde kısa bir şehir gezisinden kapsamlı bir kültür rotasına kadar farklı seyahat planlarına uyum sağlar.
Konya’nın şehir kimliğinde Mevlana Celaleddin Rumi önemli bir yere sahiptir. Mevlana Müzesi ve çevresindeki tarihi doku, şehri ziyaret edenlerin ilk uğrak noktaları arasında bulunur. Bunun yanında Selçuklu döneminden kalan medreseler, camiler ve tarihi yapılar, Konya’nın geçmişini yakından tanımak isteyenlere önemli duraklar sunar. Şehir merkezinin dışında ise göller, doğal alanlar ve günübirlik keşif rotaları farklı bir gezi deneyimi yaşamak isteyenlere alternatif oluşturur.
Konya yalnızca tarihi ve kültürel zenginlikleriyle değil, yöresel mutfağıyla da öne çıkar. Etli ekmek, fırın kebabı ve höşmerim gibi şehre özgü lezzetler, gezi sırasında deneyebileceğiniz yöresel tatlar arasında yer alır. Bu nedenle Konya gezisi planlarken tarihi noktaların yanı sıra şehrin mutfak kültürüne de zaman ayırmak gezi deneyimini zenginleştirebilir.
Konya, Mevlana’nın şehri olmasının yanı sıra Selçuklu başkentliğinden yaklaşık 9 bin yıllık Çatalhöyük’e kadar uzanan geniş bir gezi çeşitliliği sunar. Bu çeşitlilik, şehri hem tarih ve kültür meraklıları hem de farklı keşif rotaları arayanlar için ilgi çekici hale getirir. Aşağıdaki listede durakları önem sırasına göre bulabilir, her yerin ne kadar sürede gezilebileceğini ve gezi rotanıza nasıl eklenebileceğini görebilirsiniz. Başlıklarda yer alan “Mutlaka görülmeli”, “Gezmeye değer”, “Zamanınız varsa” ve “Vakit kalırsa” etiketleri ise vaktiniz kısıtlı olduğunda hangi duraklara öncelik verebileceğinizi gösterir.
1. Mevlana Müzesi ve Türbesi — Mutlaka görülmeli

Konya'ya gelen herkesin ilk durağı, şehrin simgesi hâline gelen Mevlana Müzesi ve Türbesi'dir. Mevlana Celaleddin Rumi 17 Aralık 1273'te vefat ettiğinde babası Bahaeddin Veled'in yanına defnedildi; yeşil kubbesiyle tanınan Kubbe-i Hadra ise 1274'te dört fil ayağı üzerine inşa edildi. Yıllar içinde çevresine semahane, mescit, derviş hücreleri, mutfak ve şadırvan eklendi. Dergâh 1926'da müzeye dönüştürüldü ve bugün Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olarak yılda milyonlarca kişiyi ağırlıyor.
Dervişan Kapısı'ndan girip avluya geçtiğinizde 1512'den kalma Şeb-i Arus Havuzu ve şadırvanı görürsünüz. Tilavet Odası'nda hat levhaları, 1599'da hediye edilen Gümüş Kapı ve Mevlana ile oğlu Sultan Veled'in mermer sandukaları sizi bekler; sandukaların üzerindeki altın sırma işlemeli örtüler 1894 tarihlidir. Derviş hücreleri Mevlevi yaşamına küçük bir pencere açar, semahane ise sema ayininin yapıldığı mekânı anlatır. Aralık ayındaki Şeb-i Arus törenleri döneminde şehir ve müze yoğunlaşır, sakin bir ziyaret için tören günlerinin dışını seçebilirsiniz. Ziyaret için bir ile bir buçuk saat ayırmanız yeterli olur. Tramvayla Mevlana durağında inerek müzeye yürümek mümkündür.
2. Alaaddin Tepesi, Alaaddin Camii ve Sultanlar Türbesi — Mutlaka görülmeli

Konya'nın tam kalbinde yükselen Alaaddin Tepesi, Selçuklu döneminde şehrin iç kalesi ve saray alanı olarak kullanılan höyüktür. Zirvedeki Alaaddin Camii, şehrin ulu camisi olarak I. Mesud döneminde başladı, II. Kılıçarslan devrinde sürdü ve I. Alaaddin Keykubad zamanında 1220-1221 arasında tamamlandı. Mimarı Dımaşklı Muhammed b. Havlan olan yapının kuzey cephesindeki kapıda Bizans ve Roma dönemi yapılardan devşirilmiş parçalar da görülür. Konya'da ayakta kalan en büyük Selçuklu camisi olan eser, şehrin siluetine bugün de hâkimdir.
Caminin bahçesindeki Sultanlar Türbesi'nde I. Mesud, II. Kılıçarslan ve I. Alaaddin Keykubad gibi sekiz Selçuklu sultanı yatar; bu yönüyle tepe, Selçuklu tarihini tek bir noktada toplayan nadir yerlerden biridir. Tepenin çevresi çay bahçeleri ve yürüyüş yollarıyla dinlenmek için de uygundur, ilkbaharda zirve laleleriyle renklenir. Camiyi ve türbeyi gezmek yaklaşık bir saat sürer; çay bahçelerindeki mola ile birlikte bir buçuk ile iki saat ayırabilirsiniz. Yokuştan inince Alaaddin Tepesi'nin eteğindeki Karatay Medresesi'ne yürüyebildiğiniz için tepeyi bir Selçuklu rotasının başlangıç noktası yapabilirsiniz.
3. Karatay Medresesi ve Çini Eserler Müzesi — Mutlaka görülmeli

Alaaddin Tepesi'nin eteğinde, Kemaliye Medresesi'nin karşısında duran Karatay Medresesi, Selçuklu çini sanatını tek bir binada toplayan özel bir yapıdır. Taçkapıdaki kitabeye göre yapı, 1251'de II. İzzeddin Keykavus döneminde Celaleddin Karatay tarafından yaptırıldı; mimarı bilinmiyor. Renkli mermerle bezeli sade ama etkileyici taçkapıdan girip avluya geçtiğinizde mozaik çinilerle kaplı kubbe sizi karşılar. Medrese, Mevlana çağında derviş ve fakihlerin buluştuğu bir kültür merkezi olarak da anılır.
Yapı, 1955'te Çini Eserler Müzesi olarak ziyarete açıldı. Koleksiyonda yaklaşık beş bin çini, seramik ve alçı kabartma parçası bulunuyor, bunların yarıdan fazlası sergileniyor. Alaaddin Köşkü'nden çıkan yıldız biçimli çiniler, üzerinde atlı avcı ve insan figürleri taşıyanlarıyla, Kubadabad Sarayı kazılarından gelen parçalar öne çıkan eserler arasındadır. Kubbenin altında durup mozaik çinilerin renk ve desenlerine yakından bakmak, ziyaretin en akılda kalan kısmıdır. Müzeyi gezmek için yaklaşık bir saat yeterlidir. Mevlana Müzesi'nden sonra Selçuklu sanatına odaklanmak isteyenler için ideal bir ikinci duraktır.
4. İnce Minare Medrese (Taş ve Ahşap Eserler Müzesi) — Mutlaka görülmeli

İnce Minareli Medrese, Konya'nın en çok fotoğraflanan Selçuklu yapılarından biridir. 1260-1265 yılları arasında Vezir Sahib-i Ata Fahreddin Ali tarafından hadis eğitimi verilmek üzere yaptırılan medresenin mimarı, taçkapıdaki madalyonlarda adı yazılı olan Kölük b. Abdullah'tır. Anadolu Selçuklu döneminin en ihtişamlı taçkapılarından sayılan giriş, cepheden yaklaşık 5,45 metre dışa taşar; üzerindeki rumi ve geometrik kuşaklar ile Fetih suresinin yazılı olduğu kitabe bordürü bakmaya doyulmaz bir işçilik sunar. Adını aldığı minare 1901'de yıldırım düşmesiyle ilk şerefeye kadar yıkıldı, yapı 2000-2002 yıllarındaki restorasyonla yeniden ziyarete açıldı.
Medrese 1956'dan beri Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak hizmet veriyor. İçeride Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinden yaklaşık iki yüz eser bulunuyor; Konya Kalesi'nden gelen kabartmalar arasında I. Alaaddin Keykubad'ın hâkimiyetini simgeleyen çift başlı kartallar, melek, aslan, ejder ve harpi figürleri dikkat çekiyor. Dış bölümdeki sundurmanın altında ise dönemin mezar taşları ve lahitleri sergileniyor. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız taçkapıyı ışığın yumuşak olduğu saatlerde görmek güzel sonuç verir. Taçkapıyı ve sergiyi gezmek için yaklaşık bir saat ayırabilirsiniz; Alaaddin Tepesi çevresindeki diğer Selçuklu yapılarına yakın olduğu için aynı rotada görülebilir.
5. Çatalhöyük Neolitik Kenti — Mutlaka görülmeli (şehir dışı)

Konya'yı yalnızca Selçuklu ve Mevlevi tarihiyle düşünenler için Çatalhöyük büyük bir sürprizdir. Şehir merkezinin yaklaşık 50 kilometre güneydoğusunda, Çumra ilçesine bağlı Küçükköy yakınlarındaki bu Neolitik yerleşim yaklaşık 9 bin yıl öncesine uzanır ve dünyanın ilk toplu yerleşimlerinden biri olarak anılır. 1958'de James Mellaart tarafından keşfedilen alan, 2012'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Doğu ve batı olmak üzere iki höyükten oluşan yerleşimde doğu höyük daha büyük ve daha eskidir; evlerin üst üste yenilenmesiyle yaklaşık 21 metrelik bir yüksekliğe ulaşmıştır.
Çatalhöyük'ün en ilginç yanı sokağı olmayan yerleşim düzenidir. Evler birbirine bitişik yapılmış, insanlar çatılar üzerinde dolaşıp evlere tavandaki bir delikten merdivenle girmiştir. Anıtsal bir tapınak ya da saray bulunmaması, yaşamın hane ölçeğinde örgütlendiğini düşündürür. Evlerin duvarlarında hayvan figürleri ve geometrik desenler görülür. Alanın bir bölümü koruyucu bir yapıyla örtülüdür; kazı buluntularının bir kısmı ise Konya Arkeoloji Müzesi'nde sergilenir. Şehir merkezinden ayrı olduğu için ziyareti yarım günlük bir plana yerleştirmek ve ulaşımı önceden planlamak iyi olur.
6. Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi — Gezmeye değer

Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi, Mevlana'nın hayatını değiştiren dostluğun Konya'daki durağıdır. Şems ile Mevlana 1244'te Konya'da karşılaştı ve bu buluşma Mevlana'nın manevi yolculuğunda dönüm noktası olarak anlatılır. Şems'in akıbeti hakkında farklı rivayetler vardır ve Konya dışında birçok yerde de ona atfedilen türbe ve makamlar bulunur. Konya'daki yapı ise yüzyıllar boyunca "Makam-ı Şems" adıyla anılıp Mevlevilerin en önemli ziyaret noktalarından biri sayılmıştır.
Konya'daki beş Mevlevi zaviyesinin en önemlisi olan bu yapı, eskiden Mevlana Dergâhı'ndan önce ziyaret edilirdi; yeni atanan şeyhler de burada en az bir gece kalırdı. Bugün türbe ve semahane bir mahalle mescidi ve ziyaretgâh olarak hizmet veriyor. Gösterişli mimariden çok manevi hatırasıyla öne çıkan yapı bir park içinde yer aldığı için kısa bir mola vermek için de uygundur. Ziyaret için yaklaşık yarım saat yeterlidir. Mevlana'yı anlamak istiyorsanız Mevlana Müzesi'nden önce ya da sonra buraya uğramak hikâyeyi tamamlar.
7. Sultan Selim Camii — Gezmeye değer

Mevlana Müzesi'nin hemen batısında yükselen Sultan Selim Camii, Konya'daki klasik Osmanlı cami mimarisinin en önemli örneğidir. Kaynaklarda Camii Cedid ve Kanuni Sultan Süleyman Camii adlarıyla da geçen yapı, yanındaki imaretten dolayı zamanla II. Selim'e mal edilmiştir. Kanuni dönemine ait belgeler camiyi Kanuni'ye bağlar; mimarına dair kesin bir kayıt yoktur, bazı araştırmacılar yapıyı Mimar Sinan'a atfeder.
Kareye yakın planlı cami, yaklaşık on iki metre çaplı merkezi kubbesi ve kuzeydeki yedi kubbeli son cemaat yeriyle dengeli bir görünüm sunar; iki minaresi tek şerefelidir. Beyaz mermer mihrap ve minber ile kubbelerdeki kalem işi süslemeler yakından bakmaya değer. Yapı, yüzyıllar boyunca yaklaşık on büyük onarım geçirmiştir. Caminin yanındaki 1795 tarihli Yusuf Ağa Kütüphanesi ise Konya'da Osmanlı döneminde kütüphane olarak yapılıp günümüze ulaşan tek yapıdır ve halen kütüphane olarak kullanılır. Ziyaret için yaklaşık yarım saat yeterlidir. Mevlana Müzesi'ne çok yakın olduğu için ziyaretinizi ona bağlayabilirsiniz.
8. Aziziye Camii — Gezmeye değer
Aziziye Camii, Konya'nın Selçuklu ve erken Osmanlı yapıları arasında bambaşka bir dönemi, 19. yüzyıl Osmanlı'sının Batı etkili zevkini temsil eder. 1867'de çıkan yangında zarar gören önceki caminin yerine, Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan'ın desteğiyle 1872-1876 yılları arasında yeniden inşa edildi. Konya'da yapılan son büyük Osmanlı camisi olarak kabul edilen yapı tek kubbeli ve iki minarelidir; Barok etkili eklektik üslubun izleri hem kütlesinde hem süslemelerinde görülür.
Camiyi diğerlerinden ayıran ayrıntılardan biri, minarenin sütunlu şerefesidir; bu özellik Türk camilerinde pek görülmez. İçeride sütun bulunmaması ve pencerelerin kapılardan büyük olması da yapıya ferah bir hava verir. Tavan süslemelerine ve kubbe altındaki detaylara dikkatle bakmak, Osmanlı'nın son dönem zevkini anlamak için iyi bir yoldur. Camiyi gezmek yaklaşık yarım saat sürer. Şehir merkezinde yer aldığı için gezi planınıza kolayca eklenebilir.
9. Melike Hatun Çarşısı (Kadınlar Pazarı) ve Bedesten Çarşısı — Gezmeye değer
Konya'yı yalnızca müzelerle tanımak eksik kalır; şehrin gündelik yüzünü görmek için Melike Hatun Çarşısı'na, halk arasındaki adıyla Kadınlar Pazarı'na uğramak gerekir. Karatay ilçesinde, şehrin en işlek noktalarından birinde bulunan asırlık kapalı pazar, adını Mevlana'nın kızı Melike Hatun'dan alır. Eskiden köylerinden getirdikleri ürünleri satan kadınların pazarı olarak bilinen çarşı, Konya'nın halen faal en eski pazarlarından biridir. Küflü peynir ve Konya gevreği aranan yöresel ürünlerin başında gelir; taze meyve, sebze ve organik ürünler de tezgâhlarda yer alır.
İkinci ve üçüncü katlardan aşağıdaki hareketliliği izlemek, kalabalığın içine girmeden pazarın atmosferini görmenin güzel bir yoludur. Bedesten Çarşısı ise aynı ticaret geleneğinin bir başka durağıdır; yöresel ürünlerden ayakkabıya ve takıya uzanan geniş bir yelpazede dolaşırken şehrin çarşı havasını yaşarsınız. Konya'ya özgü peynirden ve gevrekten tadıp hediyelik olarak eve götürmek isteyenler için bu iki durak fazlasıyla yeterlidir. Alışveriş ve tadım molasıyla birlikte iki durak için bir saat civarı ayırabilirsiniz. Fiyat sormaktan ve tatmaktan çekinmeyin.
10. Konya Tropikal Kelebek Bahçesi — Zamanınız varsa

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi, Selçuklu Belediyesi tarafından yaptırılıp 4 Temmuz 2015'te açıldı ve Avrupa'nın en büyük kelebek uçuş alanına sahip tesis olarak anılıyor. Kelebekler Vadisi Parkı içinde yer alan bahçe, kelebek biçiminden esinlenen bir yapıda; 1730 parça camla örtülü bina toplam 7.600 metrekare kullanım alanı sunuyor ve bunun 3.500 metrekaresi yürüyüş alanı olarak düzenlenmiş. Ailelerin ve çocukların en çok sevdiği duraklardan biri olan bahçe, Konya'da tarih dışında bir rota arayanlara iyi geliyor.
İçeride tropik iklimi korumak için sıcaklık yaz kış yaklaşık 28 derecede, nem yüzde 80 civarında tutulur; bu nedenle kışın bile içerisi sıcaktır ve dış katmanlarınızı çıkarabileceğiniz şekilde hazırlanmanız iyi olur. Yaklaşık 195 bitki türünün arasında dünyanın farklı bölgelerinden gelen kelebekler uçar. Kelebeğin yaşam döngüsünü gösteren bölüm, böcek müzesi ve böcek sineması çocuklu aileler için eğiticidir. Ziyaret için bir ile bir buçuk saat ayırmak yeterlidir. Resmî sayfaya göre bahçe salıdan pazara 09:00-17:00 arasında açıktır, pazartesi kapalıdır; gitmeden önce güncel saatleri kontrol etmek iyi olur.
11. Kyoto Japon Parkı — Zamanınız varsa

Konya'da Japonya'yı andıran bir köşe aramak tuhaf gelebilir ama Kyoto Japon Parkı tam olarak bunu sunuyor. Selçuklu ilçesindeki park, Konya ile Japonya'nın Kyoto şehri arasındaki kardeşlik ilişkisinin simgesi olarak 2009-2010 yıllarında şehre kazandırıldı. Japon bitkileri, kameriyeler, seyir terasları, taş fenerler, küçük adalar ve doğal tepeler parkın öne çıkan unsurlarıdır. Park, Japon bahçe tasarım ilkelerini uygulamadaki başarısıyla da öne çıkar.
Parkı ilkbahar ve sonbaharda görmek en iyi sonucu verir. Konya'ya ilk sakura ağaçları bu parkta dikilmiştir ve nisan ayında çiçek açan ağaçlar parkı bambaşka bir yere dönüştürür; sonbaharda yaprakların renk değiştirmesi ise fotoğraf meraklıları için cazip bir manzara oluşturur. Yürüyüş yapmak, kameriyelerde oturup dinlenmek ya da seyir terasından çevreye bakmak için uygun olan park, şehrin tarihî yoğunluğundan sonra sakin bir mola vermek isteyenler için iyi bir seçimdir. Yürüyüş ve mola dahil bir saat civarı yeterlidir. Programınız yoğunsa sonraya bırakabilirsiniz; ama Konya'da farklı bir atmosfer arıyorsanız değerlendirin.
Konya'da 1 Günde ve 2 Günde Gezi Planı
Tek gününüz varsa sabahı Mevlana Müzesi ile başlayabilir, ona çok yakın olan Sultan Selim Camii'ni ve isterseniz Şems-i Tebrizi'ni de rotaya ekleyebilirsiniz. Öğleden sonra Alaaddin Tepesi, Karatay Medresesi ve İnce Minare Medrese hattına geçmek Selçuklu mirasını aynı rotada toplar; günü Melike Hatun Çarşısı'nda yöresel ürünlerle bitirmek ise tarihe gündelik yaşamı da ekler. Bu plan, "Mutlaka görülmeli" etiketli durakların çoğunu kapsar.
İki gününüz varsa ikinci günü Çatalhöyük'e ayırabilir, dönüşte Aziziye Camii ve Melike Hatun Çarşısı'na uğrayabilirsiniz. Kalan zamanı Kelebek Bahçesi, Kyoto Japon Parkı ve diğer parklara ayırmak mümkündür; Kelebek Bahçesi pazartesi günleri kapalı olduğu için onu salı ile pazar arasındaki bir güne planlamak gerekir.



